Kaybolan eşin ardında gizemli telefon

Kocamı kaybetmenin hayatımda katlanmak zorunda kalacağım en büyük acı olduğunu düşünmüştüm. Ta ki cenazeden 11 gün sonra, garajda sakladığı bir şeyi bulana kadar. O anda fark ettim ki, bu evde karşılaşacağım tek şey acı değilmiş. Kocam Ahmet’in kazasının söylendiği gibi tamamen tesadüfi olmadığını öğrendim. Görümcem de bu sırrı saklamama yardımcı olmuştu.

Ahmet 11 gün önce öldü. Bu cümleyi yazmak hâlâ dayanılmaz geliyor. Onu toprağa verişimizi izlemiş olmama rağmen, duyduğum hâl hâlâ gerçek dışı gibi. Cenazeden beri sadece temel işleri yapabiliyorum; çünkü çocuklar hâlâ kahvaltı, çorba ve ödevlerinde yardıma ihtiyaç duyuyorlar. Sonra kimsenin olmadığı bir yere gidip ağlamaya başlıyorum: çamaşır odası, duş, garaj… Kapısı olan herhangi bir yer.

Ahmet’in ablası Canan, onun ölümünden beri yanımızdan ayrılmadı. Ev hâlâ durmuş gibi hissettiriyor. Arka kapının yanındaki botlar, sandalyenin üzerindeki ceket, bulaşıklıkta biriken ve bir türlü yıkamaya elim gitmeyen kahve kupası… Her şey onu hatırlatıyor.

Canan hep yanımızdaydı. Yemek getirdi, çocuklarla ilgilendi. Cenazede elimi o kadar sıkı tuttu ki, salonda başıma gelenleri gerçekten anlayan tek kişinin o olduğunu düşündüm. Sürekli de tek bir şeyi tekrar ediyordu:
“Ahmet’in iş eşyalarını kurcalamaya şimdiden başlama. Önce şirketin evrak işlerini halletmesine izin ver.”

Cenazeden iki gün sonra, Nihat eve geldi.

devamı sonraki sayfada…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir