Emniyet amiri olay yerine intikal etti.

Bir Vicdan Sınavı: Yağlı Eller, Temiz Bir Kalp

Ben Emre. Hayatım, çıkmayan motor yağı lekeleri ve hiç bitmeyen fatura kuyrukları arasında geçiyor. Kasabanın kıyısında, zamanın unuttuğu eski bir tamirhanede; üç evladına hem babalık hem de annelik yapmaya çalışan yalnız bir adamım. Eşim, çocuklarımız henüz sekiz aylıkken “bu yükü taşıyamıyorum” diyerek bir sabah sessizce gitti. O günden beri en büyük dayanağım, 72 yaşındaki dinç annem. O olmasaydı, ne çocukların kahvaltısı yetişirdi ne de kızımın saçları bu kadar güzel örülürdü.

Geçen Salı, her zamankinden daha ağır başladı. Dükkân tıklım tıklım, müşteriler ise tahammülsüzdü. Hatta biri, “Her şeyi halletmiş olmalıydın!” diyerek parmağını burnuma kadar soktu. İnsanlar benim sadece kirlenmiş ellerimi görüyor; o ellerin arkasındaki hayat mücadelesini, üç küçük boğazı doyurma telaşını kimse fark etmiyordu. Akşam kepenkleri indirmeden hemen önce, zemini süpürürken süpürgem sert bir cisme çarptı: Siyah, yıpranmış bir cüzdan.

Karanlıkta Parlayan Bir Umut mu, Bir Sınav mı?

Cüzdanın fermuarını açtığımda nefesim kesildi. İçinde, belki de hayatım boyunca bir arada görmediğim kadar çok nakit para vardı. O an zihnimden bir film şeridi geçti: Gecikmiş kira, vadesi geçmiş elektrik faturası ve tabanı delindiği için su alan kızımın ayakkabıları… Bu para, tüm dertlerime derman olabilirdi. Ancak içindeki kimliğe baktığımda, yorgun bakışlı yaşlı bir adam gördüm: Galip Amca.

Eşimden kalan o boşluğu, dürüstlüğümle doldurmaya söz vermiştim. Cüzdanı alet çantamın en dibine kilitledim. Eve döndüğümde masadaki makarnayı yerken bile aklım o deri parçasındaydı. Çocukları uyuttuktan sonra anneme kısa bir işim olduğunu söyleyip yola koyuldum. Adres, kasabanın dışındaki loş bir eve çıktı.

Kapıdaki Yüzleşme

Kamyonetten indiğimde içimi bir korku kapladı: “Ya parayı eksik bulduğunu iddia edip polise şikayet ederse?” diye düşündüm. Ama geri dönmedim. Kapıyı çaldığımda, elindeki bastonuna yaslanmış, tıpkı kimliğindeki gibi hüzünlü bakan o yaşlı adam belirdi. Cüzdanı uzattığımda gözlerindeki şaşkınlık, yerini derin bir nefese bıraktı.

“Umudumu kesmiştim evladım,” diye fısıldadı titreyen bir sesle. Parayı saymadı bile; sadece omuzları hafifledi. O an anladım ki, ben sadece bir cüzdanı değil, o adamın belki de son dayanağını ona geri vermiştim. Eve dönerken cebim hala boştu ama göğsümdeki o sızı gitmiş, yerine tarif edilemez bir hafiflik gelmişti.

Ancak ertesi sabah, henüz güneş yeni doğmuşken kapımın önünde beliren polis arabası ve merdivenleri çıkan komiserin ayak sesleri, hikâyenin sandığımdan çok farklı bir yöne evrileceğinin habercisiydi…

devamı sonraki sayfada…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir