Avukat Tarık Bey, elindeki siyah dosyayı kadına doğru uzatarak soğukkanlı bir tavırla konuşmasını sürdürdü: “Şirketimiz, bulunduğunuz bölgedeki konutların büyük kısmının imzasını taşıyor; şu an içinde yaşadığınız bu mülk de buna dahil. Yaptığımız denetimlerde, evinizde imar planına aykırı ve kaçak bir ekleme yapıldığını saptadık. Projelerimizin dokusuna zarar veren bu hukuksuz yapılaşmaya karşı yasal süreci başlattık; tahliye ve yıkım dosyası şu an yetkili mercilere ulaştırıldı.”
Daha dün demir çubuğuyla terör estiren o mağrur kadın, bir anda sarsılarak yere yığıldı. “Affedin, çok pişmanım, bir anlık öfkeydi!” diye ağlayarak af dilemeye başladı. Ancak Tarık Bey’in kararlı duruşu milim sarsılmadı: “Siz sadece tahta bir düzeneği değil, bir çocuğun hayata tutunma sevincini ve bir diğerinin karşılıksız iyiliğini hedef aldınız. Hakkınızda açılan ağır tazminat davasının her kuruşu, engelli yavrularımıza destek sağlayan vakıflara aktarılacak.”
Avukat uzaklaşırken asıl dönüşüm mahallede başladı. Ciplerden inen teknik ekip, Can’ın o harabeye dönmüş verandasına profesyonel bir titizlikle müdahale etti. Birkaç saat içinde, paslanmaz çelikten üretilmiş, modern ve güvenli bir mekanik rampa yükseldi. Hatta bahçe, tekerlekli sandalyenin her köşeye ulaşabileceği özel yollarla yeniden tasarlandı.
Sokağın başında beliren heybetli makam aracından inen Kudret Demirhan, torunu Can’a özlemle sarıldıktan sonra oğlum Emir’in yanına geldi. O sert mizaçlı dev iş adamı, Emir’in önünde saygıyla eğilerek şunları söyledi: “Evlat, mühendislerim buraya kusursuz bir yapı kurdu ama senin bisiklet paranla, o küçük ellerinle inşa ettiğin o mütevazı rampa, kalbimdeki asıl şaheserdir. Sen insanlığın bitmediğini kanıtlayan gerçek bir köprü kurdun.”
O gün kötülük kendi karanlığına gömülürken, Emir sadece Can’ın kardeşi olmakla kalmadı, kurulan vakfın en genç onursal temsilcisi seçildi. Kibirli komşu ise evini terk etmek zorunda kaldığı gün, o muazzam rampada yankılanan çocuk kahkahaları eşliğinde mahalleden sessizce ayrıldı.
