Taşlanan bir meczuptu o; halkın cehaleti ellerinde taşa, dillerinde alaya dönüşmüştü

Tozlu Sokakların Gizli Kahramanı: Unutulan Bir Selam

“Duymuyor musun be hey mecnun? Kenara çekil! Ordu geliyor, yolu boşalt!” Yıldıztepe Meydanı’nın bir köşesinde, çöp yığınlarının gölgesinde oturan adam, ağır ağır başını kaldırdı. Bakışları bulanıktı ama duruşunda tarif edilemez bir vakar vardı. Dağınık saçları, kir pas içindeki kıyafetleri ve çatlamış elleriyle kasaba halkı için o sadece “Bayrak Delisi”ydi.

Bu adamın tek bir tutkusu vardı: Ne zaman bir üniforma ya da resmi bir geçit görse, ruhu sanki bir komutla ayağa kalkardı. Topuklarını birbirine vurur, selam duruşuna geçer ve çatlak bir sesle haykırırdı: “Vatan asla teslim olmaz!”

Çocuklar bu sahneyi alay konusu yapar, esnaf ise onu dükkanlarından kovardı. Bazıları ise cehaletin verdiği bir cüretle ona taş atar, bu sarsılmaz disipliniyle dalga geçerdi. Kimse onun ismini, geçmişini ya da bu topraklara nereden savrulduğunu merak etmezdi. O, mayıs güneşinin altında, egzoz ve taze simit kokuları arasında yaşayan, Yıldıztepe’nin görünmez bir hayaletiydi.


Meydandaki Yarım Kalan Sınav

O öğleden sonra, meyve tezgahının önündeki bir muz kabuğuna uzanırken Mehmet Usta’nın öfkesiyle irkildi. Tokat gibi gelen “Defol!” nidasına kızmak yerine, sanki bir tatbikatın ortasındaymış gibi doğruldu. Acıyan kemiklerine rağmen dimdik oldu: “Emredersiniz komutanım! Mevzi terk edilmeyecek, düşman sızamayacak!”

Kalabalığın kahkahaları arasında fırlatılan bir taş, alnını yardı. Sızan ince kan hattına rağmen selamını bozmadı. Gözleri, belediye saatinin direğinde rüzgarla hırpalanmış, düşmek üzere olan kirli ve küçük bir Türk bayrağına kilitlendi. Bir anda fırlayıp direğe tırmandı. Bayrağı göğsüne bastırırken dudaklarından o kutsal yemin döküldü: “Bayrak yere düşmez… Asla.”


Kaderin Zırhlı Konvoyu

Tam o esnada, siren sesleri kasabanın tozlu havasını yardı. Bu ne bir ambulans ne de sıradan bir polis ekibiydi; Tümgeneral Kemal Arslan kasabaya giriş yapıyordu. General, yılların yorgunluğunu ve cephelerin sertliğini yüzünde taşıyan, disiplinden taviz vermeyen bir askerdi.

Polis memuru Rıza Demir, “deli” diye bildiği adamı “Sorun çıkarma!” diyerek sertçe kenara itti. İki polis arasında sarsılan adam, tüm hırpalanmışlığına rağmen yeniden o meşhur duruşuna geçti: “Sınır nöbeti aktif, komutanım!”

Konvoy ağır ağır ilerlerken, General Kemal Arslan’ın keskin gözleri kalabalığa takıldı. Alnından kan sızan, yırtık pırtık ama duruşu bir askeri okulun en parlak öğrencisinden bile daha nizamî olan o adamı gördü. Adamın omuzu değil, tüm ruhu dimdikti. Kirli elleriyle verdiği o kusursuz asker selamı, General’in zihninde eski bir dosyayı, ölü sanılan bir kahramanın yüzünü canlandırdı. O anda, meydandaki uğultuyu susturan ve zamanı durduran o ses yükseldi:

devamı sonraki sayfada…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir