Yarım Kalan Temas ve Yeni Bir Bekleyiş
Tam o esnada, arkamdaki o belirsiz kıpırtının etkisiyle zaman durmuş gibiydi ki mağazanın girişinden gelen kapı sesi büyüyü bir anda bozdu. İkimiz de suçüstü yakalanmışçasına irkilerek kendimizi yukarı attık. İçeri giren yaşlı bir çift, mağazanın sessizliğini bozan sıradan sorularıyla dükkanda dolaşmaya başlamıştı. Sedat, profesyonel bir nezaketle onlara yönelirken, ben bu ani bölünmenin yarattığı merakla tekrar alt katın o loş sessizliğine sığındım.
Çok geçmeden Sedat, adımları tereddüt dolu bir şekilde yanıma döndü. Yüzünde, az önceki yakınlığın yarattığı o mahcup ama karmaşık ifade vardı. “Az önceki… o anı yanlış yorumlamanı istemem,” diye fısıldadı sesi titreyerek; “Sadece işimi en iyi şekilde yapmaya ve size yardımcı olmaya çalışıyordum.” Bakışlarındaki o tedirgin parıltı, aslında kontrolü benim elime vermişti. Bu çekingenlik beni daha da heyecanlandırırken, “Sorun değil, anlıyorum,” dedim gülümseyerek. “Nerede kalmıştık? Bakmaya devam edelim.”
Aramızdaki o elektrik yüklü hava, yerini yavaş yavaş daha samimi ve akışkan bir sohbete bıraktı. Artık sadece halıların desenlerinden değil, hayatın renklerinden de bahsediyor; birbirimizin şakalarına daha rahat karşılık veriyorduk. Uzun bir incelemenin sonunda, ruhu olan o nadide parçayı seçtim. Sedat, halıyı büyük bir özenle rulo haline getirirken gözlerimin içine bakıp, “Bu halının evinizin en güzel köşesine çok yakışacağından eminim,” dedi.
“Bence de öyle olacak,” dedim, çantamı omzuma asarken. “İlgin ve nezaketin için teşekkürler Sedat… Kim bilir, belki yolum buraya tekrar düşer.” Sedat, kapıya kadar bana eşlik ederken “Kapımız size her zaman açık, Semra Hanım,” diyerek veda etti. Dükkandan dışarı çıktığımda, gün ışığı yüzüme vuruyordu ama zihnimde hâlâ o loş deponun gizemi ve bir sonraki karşılaşmanın tatlı heyecanı vardı.
