Ben ise babamın karşısında başımı öne eğmiş, söyleyeceklerini sessizce bekliyordum.
Babam o gün gözlerime bile bakmadan konuştu:
“Yarın seni ağanın konağına götüreceğiz.”
Söylediklerini anlamakta zorlandım.
“Ağanın yanına mı?”
Başını ağır ağır salladı.
“Evet. Onunla evleneceksin.”
Köyün ağası Rauf Bey, benden oldukça büyüktü. Köyde büyük bir nüfuzu vardı; geniş arazilere sahipti ve yanında onlarca kişi çalışıyordu. İnsanlar onun karşısında konuşurken bile seslerini kısardı.
Ben ise onu uzaktan gördüğümde dahi içimi bir korku kaplardı.
“Ben onunla evlenmek istemiyorum,” dedim.
Babam ilk kez doğrudan yüzüme baktı.
“Bu yalnızca senin vereceğin bir karar değil. Bu evlilik ailenin geleceğini de ilgilendiriyor.”
O gece gözyaşları içinde sabahladım.
Fakat kimse bana ne istediğimi sormadı.
Ertesi gün üzerime gelinlik giydirildi.
Düğün yapıldı.
Ama sanki o gün orada olan ben değildim. Kalabalığın içinde yalnızca bedenim vardı; aklım ve kalbim çok başka bir yerdeydi.
Rauf Bey’in konağına ilk adımımı attığımda kendimi bir yuva kurmuş gibi değil, devasa bir kafese kapatılmış gibi hissettim.
İlk gecenin sonunda bana yalnızca şu sözleri söyledi:
“Benden çekinmene gerek yok. Fakat bu evde herkes sınırını bilir.”
Ardından hiçbir şey söylemeden odadan çıktı.
Evliliğimiz böyle başladı.
İlk yıllarımız sessizlik içinde geçti. Bana kötü davranmıyordu ancak sevgisini de hissettirmiyordu. Ben de ona karşı kendimi açamıyordum. Aynı çatı altında yaşayan, birbirine yabancı iki insan gibiydik.
Ta ki bir gün hayatımızın dengesi değişene kadar.
Rauf Bey’in büyük oğlu Kerem, şehirde geçirdiği yılların ardından köye geri döndü.
Kerem, babasının aksine sakin ve mütevazı biriydi. Kimseye tepeden bakmazdı. Konakta çalışanlarla konuşurken isimlerini sorar, yaşlıların ellerini öper, çocuklarla ilgilenirdi.
Onu ilk gördüğümde içimde tarif edemediğim bir duygu oluştu.
Çünkü uzun zaman sonra ilk kez biri bana yalnızca konağın gelini olarak değil, bir insan olarak bakmıştı.
Bir akşam mutfakta tek başıma otururken yanıma geldi.
“Her şey yolunda mı?” diye sordu.
“İyiyim,” dedim.
Yüzüme dikkatlice baktı.
“Hayır, iyi değilsin.”
Bu sözleri duyduğum anda gözlerim doldu.
Yıllardır hiç kimse bana gerçekten nasıl olduğumu sormamıştı.
Kerem zaman içinde benim için önemli bir destek haline geldi. Ancak aramızdaki bağ hiçbir zaman sınırları aşmadı. İkimiz de içinde bulunduğumuz durumun farkındaydık ve mesafemizi koruduk.
Derken Rauf Bey’in hastalandığı gün geldi.
Doktorlar, kalbinde ciddi bir sorun olduğunu açıkladı.
Konağın içinde herkes büyük bir endişeyle beklemeye başladı.
O gece Rauf Bey beni yanına çağırdı.
Yatağında oldukça güçsüz görünüyordu.
“Yıllardır sana söylemek istediğim bir şey var,” dedi.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Nedir?”
Gözlerini bir süre kapattı.
“Baban seni bana verdiğinde, bunun sıradan bir evlilik olduğunu düşündün.”
Başımı eğdim.
“Öyle değil miydi?”
Rauf Bey derin bir nefes aldı.
