“Ve üç gün önce, o emri veren son kişi de öldü. Ağ tamamen çöktü. Artık tamamen güvendeler. Kimse peşinizde değil.” Derin bir nefes aldı ve paltosunun yakasını kaldırdı.
“Bunu bilmeye hakkın vardı Kerem. Onlara benim yerime babalık yaptığın, onları o karanlıktan uzak, çiçekler gibi büyüttüğün için sana ömür boyu minnettar olacağım.”
Kemal yavaşça arkasını döndü ve sokağın karanlığına doğru ilk adımını attı.
“Nereye gidiyorsun?” diye bağırdım arkasından. Durdu ama bana bakmadı.
“Ben artık onların hatırladığı adam değilim,” dedi sesi titreyerek. “İçimdeki her şey öldü. Onların düzenini, senin kurduğun o güzel hayatı mahvedemem. Onların babası sensin.”
O an, yıllardır içimde taşıdığım kırgınlık ve ağır yük tamamen eridi. Merdivenleri hızla inip kolundan tuttum ve onu kendime doğru çevirdim.
“Sen aklını mı kaybettin?” dedim gözlerinin içine bakarak. “Sen, o kızlar nefes alsın diye kendi hayatını ve ruhunu cehenneme attın. Ben onlara sadece sıcak bir yatak verdim, sen ise onlara bir gelecek verdin.”
Onu omuzlarından tutup evin sıcak, sarı ışığıyla aydınlanan verandaya doğru çektim. İçeriden, kızların neşeli kahkahaları ve televizyonun sesi geliyordu. Kemal korkuyla geri adım atmak istedi ama izin vermedim.
“İçeri giriyoruz,” dedim, sarsılmaz bir kararlılıkla. “Kızlara şimdilik sadece amcalarının çok eski, uzaklardan gelen bir dostu olduğunu söyleyeceğiz. Yavaş yavaş alışacaklar. Birbirinizi yeniden tanıyacaksınız. Zamanla yaralarımızı hep birlikte saracağız.”
Kemal’in yorgun gözlerinden uzun süredir biriktirdiği yaşlar süzüldü. On beş yıldır taşıdığı o devasa yükü nihayet bırakmış gibi, hıçkırarak boynuma sarıldı. On beş yıl sonra, iki kardeş verandanın basamaklarında birbirimize sıkı sıkıya tutunuyorduk. Kapıyı yavaşça açtığımda, içeriden gelen tanıdık ve huzurlu sıcaklık yüzümüze vurdu. Artık sır yoktu, tehlike yoktu, kaçacak hiçbir yer yoktu. Yıllar süren o dondurucu kış sona ermişti. Kemal’in sırtını hafifçe okşayıp ona güven vererek gülümsedim. Artık gerçekten her şey yolundaydı.
