Zamanın Ötesindeki Gölge: Bir Hayatın Karanlık Senaryosu
Otuz yaşındayım; kalbimde ilk aşkımın kırıkları, yanımda ise biri anaokuluna, diğeri ilkokula giden iki can parçam… İkinci çocuğumuzun dünyaya gelişinin ardından babaları bizi adeta bir hayalet gibi terk edip gitti; ne bir ses, ne bir iz, ne de bir kuruş nafaka. Hayatta kalmak için bir şirketin muhasebe servisinde gecemi gündüzüme katarken, o dönüm noktası olan toplantı gününde Haldun’la tanıştım. Şirketin kurucularından biri olan Haldun; dinginliği, özgüveni ve gösterişten uzak ağırlığıyla güven telkin eden bir liman gibiydi. Birkaç akşam yemeğinin ardından, ben daha ne olduğunu anlamadan bana evlilik teklif etti. Çocuklarımın geleceğini ve bir daha asla yokluk çekmeyeceğimizin garantisini verdiğinde, kalbimden ziyade aklımla “Evet” dedim.
Şatodaki Kehanet
Düğünümüz, şatoyu andıran tarihi bir köşkte, iki yüz davetlinin gözleri önünde gerçekleşen bir peri masalıydı. Ancak o rüya, lavaboya gitmek için kalabalıktan ayrıldığımda yanıma yaklaşan yaşlı bir kadının fısıltısıyla kâbusa dönüştü: “Balayına gitmeden önce masasının en alt çekmecesini kontrol et… Yoksa ömrünün geri kalanını pişmanlık içinde geçirirsin.” Kadın, soruma cevap vermeden kalabalığın içinde yitip gitti. O an buz kestim; içime düşen o zehirli şüphe, düğün gecemizin neşesini söküp aldı.
Çekmecedeki Karanlık Tiyatro
Haldun derin bir uykunun kucağındayken, adeta bir hırsız gibi çalışma odasına süzüldüm. Titreyen ellerimle o lanetli en alt çekmeceyi açtığımda, dehşetten çığlık atmamak için dudaklarımı kanatırcasına ısırdım. Karşımda duran şey basit bir sır değil, inandığım tüm kutsalların üzerine inşa edilmiş karanlık bir tiyatro sahnesiydi. Çekmecenin dibinde, üzerinde yaldızlı harflerle ismimin yazılı olduğu siyah, ağır deri bir dosya duruyordu: Aylin.
Gece lambasının soluk ışığında kapağı araladığımda kanımın çekildiğini hissettim. Dosya, benim ve çocuklarımın yüzlerce fotoğrafıyla doluydu. Ancak bu kareler Haldun’la tanıştığımız zamana ait değildi. Yıllar öncesine; Tarık’ın bizi terk ettiği o sefalet kokan, en savunmasız olduğum günlere uzanıyordu. Park köşelerinde çaresizce ağladığım anlar, markette üç kuruşun hesabını yaparken çekilmiş bulanık görüntüler, karanlıkta kalan evimizin pencereleri… Haldun beni o toplantıda tesadüfen bulmamıştı; o, yıllardır bir gölge gibi peşimde dolaşan, her acımı uzaktan izleyen saplantılı bir avcıydı.
İmzanın Soğuk Gerçeği
Sayfaları nefesim daralarak çevirirken, karşıma çıkan resmi bir evrak her şeyi yerle bir etti. Sayfanın altında, unutmak için ömrümü verdiğim o adamın, ilk kocam Tarık’ın imzası duruyordu. Gözyaşlarım kağıdı ıslatırken, satırların arasındaki o korkunç pazarlığı okumaya başladım. Gördüklerim sadece bir takip hikâyesi değil; bir kadının ve çocuklarının hayatı üzerine kurulmuş, en yakınımdakilerin el birliğiyle yazdığı kan donduran bir senaryoydu.
devamı sonraki sayfada…
