On beş sene evvel canımdan bir parçayı kara toprağa emanet ettim.

Yarım Kalan Nefes ve Ağır Hakikat

Kaderin Garip Bir Cilvesi Evladım Bora’yı henüz on bir yaşındayken toprağın soğuk bağrına bıraktım. O günden sonra kalbim mühürlendi; yeni bir canı dünyaya getirmeye ne cesaretim ne de mecalim kaldı. Yıllar geçti, dükkânım için temizlik personeli ararken önüme düşen bir dosya kalbimi durduracak gibi oldu: Baran… 26 yaşındaydı ve hayatının yedi yılını demir parmaklıklar ardında tüketmişti. Ancak beni asıl sarsan sabıkası değil, fotoğrafındaki o tanıdık bakıştı. Eğer oğlum yaşasaydı, muhtemelen tam da böyle bakacaktı dünyaya. “Hata yaptım ve bedelini ödedim, sadece temiz bir sayfa açmak istiyorum,” diyen bu genci, eşimin tüm itirazlarına rağmen işe aldım.

Bir Sofrada Dağılan Sırlar Baran, kısa sürede güvenimi kazandı. Saygılıydı, çalışkandı; sanki kaybettiğim evladımın boşluğunu görünmez bir iple dolduruyordu. Hatta hafta sonları ailemize katılır olmuştu. Fakat bir akşam yemeğinde, eşim Ayla’nın feryadıyla tüm huzur yerle bir oldu: “Daha ne kadar susacaksın? Gerçek oğluna ne yaptığını anlatsana!” dedi. O an odadaki zaman durdu. Baran’ın utanç ve korku dolu gözlerinden dökülen itiraf, dünyamı başıma yıktı: “Bora’nın öldüğü o kazadaki arabada ben de vardım…”

Geçmişin Kanayan Yarası Oğlum can çekişirken oradaydı. On altı yaşındayken arkadaşlarıyla çaldıkları bir arabanın içindeymiş. Direksiyonda o olmasa da, panikle kaçıp gitmişler. Yıllardır içimde soğumayan o kor ateş, bu itirafla yeniden harladı. Evime girmesi, ekmeğimi yemesi, yüzüme bakması… Hepsi bir ihanet gibi üzerime çöktü. Eşim Ayla’nın bu gerçeği birkaç hafta önce gazetelerden bulduğunu öğrenince daha da sarsıldım. Baran’ı kovdum. Giderken dudaklarından dökülen son cümle, “Onun adını sayıklamadan uyuduğum tek bir gece olmadı,” oldu.

Defterdeki Son Satır ve Zorlu Karar Ertesi gün dükkâna gidemedim. Bora’nın yıllardır kapalı duran odasına girip çocukluk defterini açtığımda, “Büyüyünce babam gibi iyi biri olacağım,” yazısını gördüm. Hıçkırıklara boğuldum. Dördüncü gün kapımın altında Baran’dan gelen bir mektup buldum. Hapisteyken kendini nasıl eğittiğini, her ay gizlice çocuk hastanelerine bağış yaptığını ve Bora’nın alamadığı her nefes için dürüst bir hayat sürmeye yemin ettiğini yazmıştı.

İçimdeki yangın sönmemişti; bir babanın evlat acısını dindirmek imkânsızdı. Ancak şunu fark ettim: Nefret ne Bora’yı geri getirecekti ne de kalanların yarasını saracaktı. Karanlıkta kaybolmak ile bir günahkarın tövbesine şahitlik etmek arasında, hayatımın en zor eşiğindeydim.

devamı sonraki sayfada…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir