İsmim Esma. Eşimi ebediyete uğurladığımdan bu yana…

Ben Esma… Eşimi toprağa verdiğim o kara günden bu yana, sessizliğin hüküm sürdüğü bu evde tek başımayım. Rahmetli eşimin dostu Ahmet, sağ olsun, arada bir yoklar, kimsesizliğimi sormaya gelirdi. Yine bir gün kapı ziliyle irkildim; gelen Ahmet’ti.

İçeri adım attığında, sokağın keskin ayazı da onunla birlikte eve sızdı. Kapıyı örttüğü an, onu selamlamak için doğrulmaya çalıştım ama dizlerimin bağının çözüldüğünü, bacaklarımın hafifçe titrediğini hissettim. Ahmet’in çehresinde endişe ile sert bir ciddiyet iç içe geçmişti; siyah ceketi üzerine tam oturmuş, vakur duruşundan taviz vermemişti. Yanıma yaklaştığında, ağır erkek kolonyasıyla karışmış o baskın ten kokusu burnuma çalındı.

“Nasıl gidiyor, toparlanabildin mi?” dedi. Sesi hem derinden geliyor hem de boğuk bir tını taşıyordu. Dudaklarımdan tek bir kelime bile dökülmedi; sadece çaresizce başımı iki yana sallayabildim. Ahmet, teselli etmek istercesine elini bana doğru uzattı. Eli bir an boşlukta kararsızca asılı kaldı, ardından ağır bir tereddütle omzuma yerleşti. O temas öyle sıcak, öyle dolgun ve kurşun gibi ağırdı ki; sanki tüm yüküyle üzerime çöken bir yastık gibi hissettim.

devamı sonraki sayfada…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir